Tanrı Öldü.
Friedrich Nietzsche böyle demişti. Muhafazakar bir haykırış değildi bu, daha çok yok olan ahlağa ve etiğe bir atıftı. Nietzsche, değerlerin yok oluşunu, insanların düştüğü boşluğu anlatıyordu.
Bugünlerde de benzer atıflarda bulunanlar var. İnsanlar inancını kaybettikçe, kötüleşiyor gibi. Aslında konu etik ve birlikte yaşama konusu. Etik olmayınca ne dinin bir anlamı var, ne de demokratik değerlerin.
Endüstri devrimine atıf yapmaya devam edeceğim çünkü bariz olarak, yaşam stilimizi değiştiren bir dönem. Tıpkı bugün gibi. Makinalar insanın yerini aldıkça, işinde gücünde çiftçilerin yerini de, modern insan almaya başladı. Temel ihtiyaçların yerini ise bohem bir hayat hayali. İnsanlar ne yapacağını unuttu. Eskiden hayatın anlamını sorgulanmıyordu, git gide bu sorgu artmaya başladı. Özgürlük arttıkça arttı ve insanlar yoklukta daha kayboldu.
Nietzsche, bu boşluğu sanatla, felsefeyle doldurdu. Çoğu ise hiçbir şeyle.
⸻
“Cehennem boş.
Tüm şeytanlar yeryüzünde.” dedi Shakespeare. Nietzsche’den asırlar önce. Yani aslında değişen pek de bir şey yok. Shakespeare, insanın doğasının kötü olduğunu anlatıyordu. Bir metafor değil, aksine bir tespit. Ona göre şeytan her yerdeydi, halen öyle.
⸻
Jean-Paul Sartre ise şeytanı daha küçük bir kalıba kapattı.
“Cehennem başkalarıdır.”
Çünkü insan, insanı yargılar. Kıyaslar. Sıkıştırır.
Aslında 20.yüzyılın başında yaptığı bu tespit, bugün çok daha geçerli. Öyle bir dünyaya denk geldik ki, herkes kendi balonunda. O balon daraldıkça, diğer balonlar daha da şeytanlaşıyor. Algoritmalar, basın, eski moda görüşler, dinlerin ve milliyetçilik akımının etkisinden kurtulamayan zihinler, daha da saldırganlaşıyor. Tahammül azalıyor. Ben önem kazanırken, diğer herkes önemini yitiriyor. Yani aslında kaybettiğimiz şey, beraber yaşamın özü.
⸻
Teknoloji inanılmaz bir hızla ilerliyor. İnsan ise kafa olarak geride kalıyor. Ne teknolojiyi öğrenebiliyoruz, ne de hayatı. Bu aralar kafama takılan konulardan birisi teknoloji etiği, yani teknolojinin hayatımıza etkileri. Mühendis olarak, gördüğüm şu ki, mühendisler hızla yeni şeyleri adapte etmeye çalışıyor ama sonuçlarını düşünmüyorlar. Düşünen insanlar ise, teknoloji üretim sürecinde yoklar. Arada birkaç iyi firmaya rastlasam da. Mesela bir ilanda, üretecekleri teknoloji ekibi için psikolog, sosyolog arıyorlardı.
İnsan geride kaldı. Eskiden dünyayı anlamaya çalışıyordu, şimdi ise dünyadan kopuk. Ne garip değil mi? Her şeyden daha çok haberimiz olmasına rağmen, daha habersiz, daha duyarsız ve daha ilgisiziz.
Artık herkesin amacı dikkat çekmek. İlgi çekemeyince de, iyice uzaklaşıyor insan gerçeklerden. Fantazilerinin derinliklerine dalıyor. Fantazileri bile, kendine ait değil. Düşünülmeden, umursanmadan üretilen onca içeriğin sürüklediği uç noktalar. Ben içeriklerden etkilenen çocuklara, insanlara katılmıyorum. Mesele daha çok içeriklerin ortaya çıkmasını sağlayan yapıda. Onca içeriğin içinde neden, en kötüsüne özeniyor insan? Sadece cazip gösterildiği için mi?
Bence sorunun başı dünyayı kocaman bir deneye çeviren sistem. Küçük bir kesim her şeye sahip ve şimdi ne yapsam diye saçma sapan şeylere yönelirken, geri kalanı onların hayatına özenip, ulaşamacağını anlayınca bambaşka yollara sapıyor. Bir kısmı da, kendi imkanlarıyla, özendiği insanların hayatının kesitlerini yaşıyor. Sosyal medyada kendini göstermekten başka bir ilgisi yok.
Diğer bir sebep de, hayatın gerçekleri. Okuyup, büyük adam olacaksın; iyi standartlarda yaşayacaksın, diye öğretiliyor ve sonunda öyle olmuyor. İlk işini verilen maaş, ailemin verdiği harçlık kadar bile değil diye reddeden arkadaşım oldu. Hayattan ne kadar kopuk olabildiklerini görebiliyor musunuz? Peki ebeveynleri milyarder olanlar? Kendisi bir anda zengin olanlar? Herkesin imrenerek yaşamak istediği tecrübeyi 20 yaşına kadar yaşayanlar? Ee 27ler kulübü boşuna olmuyor.
Dünya çok hızlı gelişti. Ayak uyduramadık. Sermaye de öyle. Sırbistan’ın yaptığı soykırımda, parası olduğu için günü birlik savaşa gidip, insan öldüren, köy basıp tecavüz eden insanlar olduğu söyleniyor. Adrenalinin yaptığını görüyor musunuz?
Suriye savaşına da, gönüllü katılan Avrupalılar vardı. Epstein’ın hikayesini zaten anlatmaya gerek yok. Bürokratından, diplomatına, öğretmeninden, oyuncusuna şarkıcısına herkes var. Bu aralar bir tecavüz akademisi olayı patladı. Daha bilinmeye insanlar ama milyonlarca kez ziyaret edilmiş bir sayfa. Dünyanın her yerinden. İnanılmaz şeyler. Dünyanın geldiği nokta, tecrübe ve deneyim arayışının sonucu bu.
Zengin olan, kuralları istediği gibi esnetiyor, en azından şansını deniyor. Gücü olan, oyun gibi gidip, diğer ülkenin devlet başkanını alıyor ya da kafasına göre öldürüyor. Eskiden devletler, güçlüydü. Şimdi ise yetersizler. En temel işlerini yerine getiremiyorlar. Vatandaşlarının güvenini sağlamak. Refahı geçtim.
Sermaye çok hızlı hareket ediyor ve daha küresel, devletler ise daha yerel ve zayıf. Sonuç, uygulanmayan kurallar, işlemeyen düzen ve isteğe göre çizilen sınırlar.
Bir de yolsuzluk, ekonomik krizler eklenince, insanlar kendi adaletini arıyor, kendi fantezisini yaşıyorlar.
Dünyada, pek orta sınıf kalmadı ama bir düşünün. O akdar hayalin ötesinde hiçbir şeye erişemeyen bir kesim. Çok çalışan ama çok yorulan, enerjisi kalmamış bir kesim. Karşılığı ise yok denecek kadar az. Diğer yandan ekrana baktığında, birbirinden hareketli hayatlar. Aslında onun da bir gerçekliği yok ama insan beyni bunu ayırt edemiyor. Bir yanda özendiriliyor, diğer yandan da olduğu yere hapsediliyor. Ben eksiğim hissini, daha güçlendiriyor. Fırsatını bulunca da, kendini eksik hissetiren yerden acısını çıkarıyor.
Sanırım bilginin bu kadar erişebilir ama anlamsız olduğu bir zaman olmadı.m İnsan eskiden boşluğu inançla dolduruyordu, şimdi hiçbir şeyle. Az bilgi, filtresiz özgürlüğün verdiği rahatsızlığı vermiyordu.
İnsan sosyallikten de uzaklaştı aslında. Bu kadar teknolojinin içinde, daha da içine kapandı. Daha bağlantılı ama daha kopuk. Yüzeysellikte boğuluyor. Simulasyonu tercih ediyor. Bu nedenle, kafamızı dik bile tutamıyoruz artık.
Bence bugün yaşadığımız şey yine de bir çöküş değil, geçiş ama bunun semptomları acı oluyor. Köylerden şehirlere savrulan insanların yerini, gerçeklikten kopup dijital dünyaya savrulan insanlar aldı. Aynı kaosu yaşıyoruz. Dijital dünyayla, gerçek dünyanın kesiştiği yerde manyağın biri silahını alıp, okulu ateşten geçiriyor işte. Böyle dediğime de bakmayın, bence suçlu silahı eline alan da değil, dijital dünya da. Aradaki boşluğu dolduramayan sistem ve doldurmak istemeyen sistem.
İnsanlar kendi hayatının seyircisi oldukça, daha da huzursuzlaşıyor. Bu sefer baş rol için, kendine sahne hazırlıyor. Olan ise, alakasız şekilde ölüp gidenlere oluyor.
Bu yüzyılın hikayesi de bu sanırım. Dünyanın nereye gittiği değil, tekrar nasıl insan olacağımız.


Leave a comment