Photo by Nuh Enes Sakallı on Unsplash

Enler, İlkler, Eski ve Yeni Türkiye

Nasıl bir eğitim aldık diye sorguluyorum tekrar tekrar. Her şeyde en iyiyiz, en mükemmeliz, en süperiz.
Geçen Hindistan’a mı Fas’a mı plan yapsam dediğimde, arkadaşımın yüzündeki şoku unutamıyorum. Benzeri Güney Amerika, Asya için de geçerli. Varsa yoksa Avrupa. Türk modernizmi yüzünden, medeniyet kelimesi bile anlamını kaybetti desek yeridir.
İlişki muhabbetlerinde de çok duydum. Bir Arapla yapabilir misin, bir Kürtle yapabilir misin, Ermeni mi aman Allahım. Peki Avrupalıyla yapabileceğini düşündüren ne mesela?
Ben Hindistan’a gitmem dedi birisi. Benim nasıl Amerika Birleşik Devletlerine, Birleşik Arap Emirliklerine hiç ilgim yoksa onun da, saydığım ülkelere ilgisi yoktu. Sebep ise farklı. Önce kültür olarak yakın değiliz dedi. Halbuki kültür olarak daha yakınız. Ah bir şans verse! Kültür olarak yakın hissettiği yerler ise ilginç. Biz batılı değiliz, hiç olmadık, hiç olamayacağız, olmamız da gerekmiyor!.
Kültür zannettiği şey kültür de değil bu arada. Tüketimin getirdiği, standartlaşma. Post modern emperyalizmin başarısının sırrı. Yine de bir tercih elbette. ama biraz üzerine gidince, klasik argüman geldi. Pisler. Kim pis, nasıl pis, neye göre pis. Dünya nüfusunun büyük bir kısmı pis dediğin ülkelerde yaşıyorsa, ortada bir sıkıntı var. Ayrıca şikayet ettiği her şeyin örneğini Türkiye’de görmek mümkün. Önyargılar nereden geliyor peki? Tabii ki batılı televizyonlardan, batıda gösterilen örneklerden. İşin daha da ilginci, gittiği ülkelerde insanlarla içli dışlı olmadığı, orada yaşasa bile izole bir ortamda olduğu için kafasındaki batı imajı ne kadar temizse, diğer imaj da o kadar pis. Tek bir kırmızı çizgi var. Taharet borusu. O konuda en temiz biziz.
Muhabbet her yerde aynı. 15 yıldır değişmiyor. Herkesin bir kusuru var. Avrupa popusunu yıkamıyor, Araplar zaten pis, aynı toprakta yaşadığı Kürtler bölücü, Ermeniler zaten kafayı yemiş, Yunan düşman ama coğrafi avantajı var. İyi düşman, en azından temiz. Birisi Türkiye’ye ortadoğu derse hiddetlenir, halbuki şikayet ettiği her şeyi kendisi de yapar. Soykırım deseler, olur mu öyle şey? Biz sevgiyle gönderiyoruz, hem savaş vardı. Tek ölen olanlar mı? Bir yer bombalanır, en akıllı füzeler bizdedir. Tüm şehri yıkar ama sivillere dokunmaz. Video ve sosyal medyanın icadıyla, arada kötü sahneler düşer medyaya, kendini bilmez bir iki kişi yaptı olur. Neyse ki yapay zeka imdadımıza yetişti. Artık işimize gelmeyen her şey deepfake.
Bir arkadaş daha gelecek diyip, isim verdiğimde, ben o zaman gelmeyeyim diyen arkadaşlarım oldu. İnanılmaz değil mi? Sadece nereli olduğuyla alakalı. Ya da o kişiden milliyetiyle bahsedenler, ten rengiyle bahsedenler. Utanç verici. Aslında o kadar yanlış değil, sonuçta en çok göze çarpan özelliğini söylüyorsun ama bunu söylemenin de, yolu yordamı var.
Türkiye’deki ırkçılığı, dünyadan habersizliği, umursamazlığı görünce her gün daha çok şaşırıyorum. En çok şaşırtan ise eğitimli diye düşünülen insanların böyle olması. Kültür ve medeniyet diye gördükleri şey, dünyanın %5’inden ibaret. İnanılmaz gerçekten. Sonra da, Çin gibi ülkelerin yükselişinin inişini de olacağı umuduyla yaşamaya devam ama Avrupa ‘medeniyeti’nin’ de düşüşe geçebileceğini kabullenmek zor. Yoksa öğrendiği her şeyin, sahip olduğu ve benliğini üzerine inşa ettiği her değerin çöp olduğu gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalacak.
Böyle dediğime bakmayın, Avrupa ülkelerinde de durum çok farklı değil. Zaten bu yüzyılın sorunu insan olabilmek daha çok. Yine de aldığımız eğitim şaşırtıyor?
Bu eleştiriyi yapınca da, eski Türkiye nostaljisi başlıyor. Her şey son 25 yılda değişti diyorlar. Alakası yok halbuki, bu bütün bir süreç. Bugün, muhafazakar kesimin en iyi, en büyük, en görkenli takıntısı eskiden yok muydu? Vardı. Farklı şekilde vardı. Ayrımcılık, kayırma, dışlama, nefret yok muydu? Yoksa Levent Kırca skeçleri, Kemal Sunal filmleri başka bir ülkeyi mi anlatıyordu? Değişen tek şey, dinin toplumdaki yeri oldu. Ahlağı devletten bekleyen kitlenin yerini, devletin ne olduğunu bilmeyen, ahlağı dinden bekleyen kitle aldı hepsi bu.
Nasıl bir eğitimin sonucu bu?
Eleştiriye de gelemiyoruz. Ne bireysel olarak ne toplumsal olarak. Eleştiri suç, ego meselesi. Bazen yine kimi linçlemişler diye bakıyorum, linçlenen kişinin kesin doğru söylediği bir şey oluyor ama bizim toplumun özelliği, söyleneni anlamak ve özeleştiri yapmak yerine, linçleyip stres atıyor. Dedim ya, aksi halde öğrendiği her şeyi sorgulamak durumunda kalacak.
Toplumsal olaylarda, acaba önce insanı mı merkeze alsak, tüm öfkemizi ona göre mi kussak desen, hiçbir şeyden anlamayan yumuşak tip oluyorsun. Önce bir nefretimizi kusalım, linç edelim, bizim gibiler, sizin gibiler diye birbirimize girelim, sonra sağ kalanlarla insan tarafına bakarız deniliyor.
Özgürlük yok. Bu iktidar baskısıyla ilgili değil. Hiç yoktu özgürlük. Özgürlüğü algılamıyoruz. Türkiye’de özgürlük sanılan şey, özgürlük falan değil, benim gibi ol dayatması. Eşitlik yok. Bu da benzer. zihnimizde eşitlik kelimesinin bir karşılığı yok. Biraz eşitlikten bahsedince, istisnasız herkes, ‘ama’ ile başlayan cümlelere geçiyor. Ama onlar da, ama bu kadarı da, ama sonuçta , ama ama ama… Bana ilginç gelen bu kelimelerin altlarının boş olması değil, kelimelerin karşılığının zihinlerde hiç olmaması.
Adalet… Mahkeme adaletinden bahsetmiyorum. Ben çocukken de yoktu adalet. Adaletli insanlar vardı ama kimisi daha adaletliydi, kimisi de adaleti daha çok hakkediyordu. Bunu yargılayan da yoktu. Herkes bizim gibi olunca, bir sıkıntı da görülmüyordu. Öyleyse eski Türkiye nostaljisi nerede? Aslında değişen sadece gücün sahibi. Derdimiz sadece bizim gibilerin çoğunluğunun, onlar gibilerin azınlığına dönüşmesi.
Sebep sonuç ilişkisi yok ülkede. Eleştiri yok, eleştirel düşünce yok. Her şeyi bilen, her şeye gücü yeten bir Türkiye var. Türkiye ve diğerleri. Ülke olarak belki 50 yıldır değişen bir şey yok. Semptomlarla savaşıyor ülke, herkes semptomlar üzerinden birbirine giriyor, birbiriyle mücadele ediyor, sonra da iyilik bekliyor. En basit örnek, Türkiye o kadar darbe gördü. Defalarca parti kapattı. Muhafazakar uç eğilimlerle kuruluştan beri mücadele ediyor. Hiçbir şey değişti mi?
Yıllarca dağları bombaladı, bazen şehrileri kapattı, herhangi bir şey değişti mi? Yoksa daha mı kötü oldu? Şimdi şilikayet edilen her şeyin sebebi de bu aslında. Karaciğeri hasta bir adama öksürük şurubu verirsen, öksürüğü kesebilirsin. Peki karaciğer? Nasıl olsa zora düşünce de, alkolü suçluyoruz. Kendi tercihlerimizi değil. Tıpkı, ortadoğuda yaşanan her şeyde ABD’yi suçlamamız gibi.
Neyin sorun olarak algılanacağı da başka bir konu. Türkiye’de belki de en baştan beri sorun olan şey güce bağlı. Gücü olmayıp, güce karşı gelmeye çalışan sorun; yoksa her şey güllük gülistanlık. İnsanların karakterine kadar işlemiş. Dünyaya bakışları, günlük tercihleri, istekleri, toplumsal olayları yorumlamaları, tepkileri her şeyleri bu karaktere bağlı. Gezecekleri yere kadar bu karakterden etkilenmiş.
İdeolojik olarak bakarsak, eğitim başarısı denilebilir. İnsani olarak bakarsak da, nasıl bir cehaletin içinde olduğumuzun ispatı. Entelektüel bulduğumuz insanlar bile aynı kibir ve egoyla yaşıyorlar. halktan değil, insandan kopuklar. Çünkü eski Türkiye’de aldığımız eğitim buydu. Yeni Türkiye’de ise o bile yok. 10 yıla, suç örgütlerini, bireysel suçları daha çok konuşuruz.
Türkiye’ye batıdan bakınca, ortadoğudan hiçbir farkı yok. Daha da batıdan bakınca ise, Güney Amerika’nın 80’leri gibi. Gerçi Türkiye’nin 80’leri de daha farklı değil. Doğudan Türkiye’ye bakınca da, insanlar ortadoğu görüyor. Bu devirde şanslı olduğumuz bir konu var. O da, bahsettiğim cahilliğinin dünyanın her yerinde hakim olmaya başlaması. Cahilliğimiz, o kadar da dikkat çekmiyor son yıllarda. Bizim kadar ego ve kibir dolu olmasa da, sanki tüm dünya el ele tutuşmuş, geriye doğru koşuyoruz. Umarım 1940’lara dönmeden bu koşu sona erer.

,

Comments

One response to “Enler, İlkler, Eski ve Yeni Türkiye”

  1. kittyfamous5f9fb32d95 Avatar
    kittyfamous5f9fb32d95

    çok güzel tesbitler var. Kutlarım

    Liked by 1 person

Leave a reply to kittyfamous5f9fb32d95 Cancel reply