Kendini Nasıl Tanırsın: Maneviyat ve Din

Maneviyat ve ruhani dünyamıza devam. Bugünün konusu daha çok iç dünyamızla; dini ne kadar ayırabiliyoruz, birbiriyle nasıl etkileşiyor, günlük hayatımızı nasıl etkiliyor. Çocukluğumuzdan beri nasıl değişti, bizi etkileyen faktörler nelerdi, şu an neredeyiz!

Öncelikle maneviyat diyince, özellikle bizim topraklarda dinin aklına gelmesi oldukça normal. Bu da aslında bizi büyük bir yanılgıya sürüklüyor. Din aslında, örgütlenmiş uygulamaları ve paylaşılan öğretileri sistematik olarak anlatırken; maneviyat ise açıklayamadığımız sisteme kişisel bir bağlantı. Bu terimlerin ayrımı, dünyayı ve dünyadaki yerimizdeki algımızı da şekillendiriyor. Örneğin, oldukça dindar ve sorgulamayan birisi için şu an konuştuğumuz, konuşacağımız hiçbi şey anlam ifade etmiyor. Çünkü hayatının tüm sorumluluğu inancının gereksinimlerini yapmak ve geriye kalan tüm sorumluluğu yaratıcıya bırakmak. (bkz. kadercilik) HAlbuki burada bireycilik, birey olarak olarak sorumluluklarınız, hayatınıza etkiniz eksik. Bu boşluğu da, örneğin Mevlana, kendine özgü yorumunu dinle harmanlayarak sunuyor. Kimisi ise doğu felsefelerine sararak, ‘karma’ diyerek kaybettiği inançla, inanç duygusu arasında bağ kurarak yapıyor. Bana göre iç dünyanızı irdelemedikçe, hepsi aynı.

İnanç, biraz da çocukken öğrenilen kültürle harmanlanan, korkuları besleyen, belki de ilk çağlardan beri algımızın ötesindeki her şeyi tanrılaştırmamızın bir sonucu. Büyüdükçe, çevresel faktörler değiştikçe de, kendi gerçekliğimizle şekilleniyor. İşte, tam da bu değişimi anlamak kişisel gelişimi ya da kendi özümüzü anlamak için önemli bir keşif. Kendimizi kurallara ve korkulara teslim mi ettik, yoksa tüm bunları uyumsuz bularak farklı bir yola mı evrildik?

Çocuklukla birlikte artan sorgulamalar, sahip olduğumuz inancın geçerliliğini de sorgulamaya neden oluyor. Bunların sonucunda daha çok inanca mı sarıldınız yoksa hayal kırıklığına mı dönüştü yoksa düşünsel esaretten kurtulmanın rahatlığını mı yaşadınız? mesela ‘esaretten kurtulma’ sözü sizi rahatsız etti mi?

Her dini sistem gibi, İslam da, belli kurallar bütünü olarak rehberlik sunsa da, birçok hurafeler de dinin bir parçası haline dönüşüyor. Sürekli öğretilen korku da, mantıklı ile mantıksızı belirsizleştiriyor.

Bence inanmak da, inanmamak da bir tercih ve tamamen bilinçli olmalı. İç dünyamız ise bunlardan ayrı bir konu. Doğaüstü güçlere olan ilgi, alakadan çok, duygularımızı besleyen, huzurlu hissetmemizi sağlayan bir şey. Bize öğretilenin ve her yerde rastladığımızın aksine iç huzur dış dünyadan bağımsız bir kavram. Dolayısıyla onu aramak değil, onu inşa etmek aslında kendimizi tanımamızdaki amaç.

Sonuç olarak, muhtaç olduğunuz kudret, damarlarınızdaki asil kanda mevcut ya da başka bir deyişle ‘içimizde’.

,

Comments

Leave a comment