Yıllardır süren Apple nefretim iki indirime son buldu.
İlk defa 2020 ya da 21 yılında Iphone11 almıştım. Bu sene ise ilk defa Macbook Air aldım. Sebebi ise reddemeyeceğim ahlaksız indirim teklifi ve IOS oldu.
Fikirlerim tamamen değişmedi Apple ile ilgili. Hala gereksiz pahalı olduğunu düşünüyorum. İşin içinde olmayan, en iyisi bu diye düşebilir fiyattan dolayı ama değil. Fiyat sadece algıdan ve reklamdan ibaret. Ayrıca bu kadar para verip, özgürlüğünüzden de vazgeçiyorsunuz. Hiçbir şeyin en iyisi değil Apple. Tıpkı Almanya gibi. Hiçbir şeyde en iyi değil, ama ortalamanın iyisi. İşleyen bir sistem.
Apple, gerçek bir tüketim ürünü. Apple evrenine bir kere girdin mi çıkmak zor. Birkaç yıl maksimum rahatlık, sonrası ise işkence. Bir sonraki ürünü almak zorunda bırakıyor.
İyi yanları da var elbette. Her şey birbirine zahmetsizce bağlı. Bu hem avantaj hem de veri koruma adına dezavantaj. Yine de fazla düşünmeden ve tartışmadan çalışan bir eko sistemden bahsediyoruz. Uygulama evreni daha kontrollü olduğu için, bilinçsizce yüklenen uygulamalar anında performası etkilemiyor. Tüm apple ürünleri birbirinden haberdar, daha çok bütün bir vücut gibi çalışıyor.
Donanım kısmı ise optimize. Özgürlüğü kısıtlayan kısım da burası. Donanım güncellemesi, iyileştirme seçeneğiniz yok. O nedenle, geliştirmek her şeyin karşılığı daha fazla para ve yeni cihaz. Beni en çok rahatsız eden kısım bu. Yine de sağlam satış stratejisi. Kapitalizmi, iliklerinize kadar hissettiriyor.
Mühendis olarak baktığımda, dikkatimi iki şey çekiyor. Şu an dünyanın en zengin şirketlerinden birisi olan Apple, hatta birçok ülkeden daha zengin, mühendislik uygulamaları için bir cazibe merkezi. Elektronik modulerleştikçe, daha etkin donanım üreten bir merkez. Bu ne demek?
Basitçe şöyle açıklanabilir. Bir iş yapmak için, hergün 50 km yol gidip geldiğinizi düşünün. Bu yol sizi yoruyor, ama herbir görev için tekrar tekrar gidip geliyosunuz. Doğal olarak verimliliğiniz düşük, hızlı reaksiyon vermiyorsunuz, yolda hem enerjinizi, hem kaynaklarınızı harcıyorsunuz. Ama işe yürüyerek 5 dk’da gidebilirseniz, onca zaman size kalıyor, veriminiz artıyor ve hızlı bir şekilde işi hallediyorsunuz. Elektronik için de aynı. Kamerayı yöneten parçayı, ana işlemciyi, hafızayı birbirine kabloyla bağladığınızda, kablo uzadıkça verimliliğiniz de azalıyor. Bunları lego gibi birbirine bağladığınız bir sistem oluşturduğunuz da, hem ısınma sorunu azalıyor hem de hız problemi. Elbette işlem gücü ve kaynak ihtiyacı artınca bunlar tekrar sorun olmaya başlıyor.
Apple’ın yaptığı da bu, lego gibi sistemi mümkün olduğunca en küçük alana inşa ediyor. Bu konuda, oldukça iyi optimize edilmiş bir sistem. Bunun dışında Apple ürünlerini, diğerlerinden ayıran bir başka özellik ise tasarım inceliği. Sadece basit bir mühendislik değil, aynı zamanda tasarıma ve estetiğe önem veren yaklaşımları var. Zaten markayı yaratan, en iyisi bu hissi veren şey de, bu tasarım inceliği. Öyle ki, USB-C’nın çıkma sebebi, Apple’ın USB-A ve B yerine telefona uyarlayabildiği Lightning konektörü oldu.
Telefon alırken, tek sebebi indirimdi. Android ortamından, Apple’a geçişin hiçbir fark yarattığını düşünmüyorum. Aksine telefonu daha erken değiştirmem gerekti, batarya süresi son zamanlarda yarım güne düştü. Tek avantajı, Apple ekosistemini tanımak oldu. O kadar içine girince de, çıkmak ve her şeyi Android’e taşımak ne yazık ki zor.
Bilgisayar konusunda ise biraz daha farklı. Donanımı, değiştiremeyecek ve sistemi bütün olarak kabl etmek zorunda olmak her ne kadar canımı sıksa da, ihtiyaçlarımı listelediğimde, geriye Apple, Lenovo ve Acer kaldı. Acer’ı genelde iyi donanım ama kötü malzeme olarak hatırladığım için, liste dışı bıraktım. Sonraki tercih sebebim ise IOS işletim sistemini tanımak ve orada bir şeyler geliştirmek oldu. Zaten masaüstü bilgisayarımda windows ve linux kurulu. Diğer bir neden de, indirimdi. Lenovo Yoga’dan daha uygun olması ve tasarım olarak daha hafif, küçük ve taşınabilir olması da diğer etkenlerdi.
Standart bir kullanıcının Apple ürünlerine ihtiyaç duyması bence mümkün değil. Sıradan bir kullanımda, hiçbir fark yok. O nedenle abartıldığını düşünüyorum. Grafik tasarımcılar, müzik ve film yapanlar, gününü video ve ses düzenleyerek geçiren insanlar için, donanımın optimize olması büyük bir avantaj olabilir. Daha çok masaüstü bilgisayarlara, alternatif. Özellikle kendi bilgisayarını toplayamayan, donanım güncellemeyen insanlar için. Gerisi için, sadece statüye dönüşen şovun bir parçası.


Leave a comment