Neden Başarılı Olmak Zorundayız?

Ağaca, başarı nedir diye sorsanız, ne cevap verir?

Sokak köpeğine, en büyük hayalin ne deseniz?

Yarış atları, yarışı kazandığının farkında mıdır sizce?

Photo by Juan Álvarez Ajamil on Unsplash

Doğa için başarı ne demek diye düşünüyorum. Muhtemelen hayatta kalmak, üremek, meyve vermek. Peki biz neden hep yarış halindeyiz? Hayatta kalma refleklekslerimiz nasıl psikolojimizi bozan bir yarışa döndü?

Son zamanlarda dikkatimi çeken bir şey de, gelişmekte olan ülke psikolojisi, gelişmemiş ülke psikolojisi ile gelişmiş ülke psikolojisi. Gelişmiş ülke insanlarıyla, gelişmemiş ülke insanları arasında ortak bir nokta var. O da, elindekilerle mutlu olmaları. Birisi, temel ihtiyaç kaygısı yaşamadığı, piramitin en üstüne yaklaştığı için elindekine sarılmış ve onunla mutlu oluyor. Doğasına dönüyor. Diğeri ise yaşayabileceği her türlü olumsuzluğu yaşadığı, hayatta kalmaktan başka bir beklentisi olmadığı için aynı şeyi yapıyor. Elde ettiği her şey daha da kıymetleniyor, onunla mutlu oluyor. Aslında An’da kalıyor.

Photo by sutirta budiman on Unsplash

Doğaya baktığınızda da, aynı. Hayatta kalma yarışı var elbette. Avlayanlar, avlananlar. Ava daha hızlı ulaşmak için yarışanlar. Hayatlarındaki tek yarış da bu. Her yerde su bulabilseler, besin bulabilseler, aynı şekilde hayatta kalabilseler göç bile etmeyecekler. Peki bizim derdimi ne?

Gelişmekte olan ülke vatandaşlarına bakınca gördüğüm şey, çirkin bir yarış. Daha çok para, daha çok mal mülk, hep daha ilerisi. Hayat hep daha fazlasından ve daha iyisinden ibaret. Kurdukları aileler de, aynı. Daha çok çocuk olmasa bile daha başarılı çocuk. Kendi yapamadıklarının, telafisi olan her yere yetişmesi gereken bir çocuk. Kimisi bunu sağlamak için, beraber vakit bile geçirmiyor ailesiyle.

Zaman zaman rastladığım Expat’larla konuşunca da bunu görüyorum. Maddi kıyaslamalar, maddi hedefler ve tüketim. Sadece maddi değil, duygusal, psikolojik, manevi bir tüketim.

Photo by mauro mora on Unsplash

Nasıl bu hale geldik? Neden koşmak zorundayız?

Bu soruya karşı, cevap ekonomi, hayat standartları vs. Sanki ölüp, bitmiş yok olmuş bir ülkeymişiz gibi. Öyle olsak yine koşmayacaktık.

Neden başarmak zorundayız? Neyi başarmak zorundayız? Neden başarı ve üretim odaklı olmak zorundayız? Elimizdekiler neyimize yetmiyor? Neden anı kaçırıyoruz. Geçmiş ve gelecek arasında mekik dokuyoruz?

Okuduğum birçok psikoloji dergisi, sosyal medya gönderileri, blog yazıları ve konuştuğum insanlar. Hepsi, hayatın içinde kaybolmuş. Birçok insan bunalıma giriyor kendini başarısız bulduğu için. Birçok insan hayatta ne yapması gerektiğini, hayattan ne beklemesi gerektiğini bilmiyor. Birçoğunun hayalleri ile gerçeklikleri bambaşka. İstediklerine ulaşma ‘başarısı’ gösteremedikleri için mutsuzlar ve çıkış yolu alıyorlar. Sizce bu normal mi?

Küçük bir bakış açısı değişikliği ile aslında tüm bunların üstesinden gelmek mümkün ama içinde bulunduğumuz ortam, sürekli maruz kaldığımız bilgi ve içerikler buna izin vermiyor.

Photo by paweldotio on Unsplash

Hep dahasını aradığın sürece mutlu olma şansın var mı?

Yok. Çünkü hep dahası olacak. Daha iyi pozisyon, daha çok para, daha çok varlık, daha çok iman, daha mutlu çiftler, daha mutlu çocuklar, daha başarılı insanlar… Kendi oluşturduğumuz kalıpların içinde, boğuluyoruz. Sanki bir kuyuya atılmışız ve içinde bulunduğumuz kuyuya yavaşça su doldurarak kendimizi boğmaya çalışıyoruz. Kapının anahtarı bizde. Düğmenin kontrolü bizde. Suyu doldurup doldurmamak, o kuyuda kalıp kalmamak bizim elimizde ama biz hem düğmeye basıp suyu doldurmaya devam ediyoruz hem de anahtarın varlığını, oradan çıkabileceğimizi kendimize unutturuyoruz.

Halbuki doğa böyle değil. Doğa durağan. Doğa geleceği düşünmüyor. Doğanın tek derdi, bugünü, bu anı yaşamak, işini yapmak. Doğmak, büyümek, gelişmek, ölmek. İnsan olarak bu zinciri kırabileceğimiz tek şey Büyüyüp gelişirken, anda doğa gibi durağan kalabilmek, merakmızı doyurmak, öğrenmek, anlamak, eğlenmek… Tüm bunları kıyaslayarak, kalıplara sığmaya çalışarak başarmak mümkün değil.

Yarış atıysak, yarış atı gibi davranmalıyız. Birinciliği ya da ikinciliği düşünmek yerine, koşup, koşmanın verdiği özgürlüğü yaşamalıyız. Koşmanın verdiği yorgunluğu hissederken, nefes alıp vermenin hazzını yaşamalıyız. Karnımızı doyurmak, yükümlülüklerimizi yerine getirmekse amaç, bu süreci anlamalı ve keyfini çıkarmalıyız. Terfi peşinde koşmak, daha çok para demek yerine, istekle arzuyla çalışıp, çalıştığımızın karşılığını en iyi şekilde değerlendirmeliyiz. Başarı bence budur. ELde ettiğimiz ünvanlar, egomuzu okşayan tanımlamalar, maddi beklentiler değil. Aksi halde seks işçisinden farkımız ne? Onun yaptıkları ayıp ve yanlış iken, para için attığımız taklalar doğru mu?

Photo by Scott Webb on Unsplash

Küçük bir çocuk, çok çirkinim dediğinde canım sıkılıyor. Sen çirkin değilsin, seni bu kalıplara atan ortam çirkin demek istiyorum. Bunu orta yaşlı birisi söyleyince, güzel ve çirkini tanımlar mısın diyorum? Düzgün ve yanlışı, iyi ve kötüyü… Doğru olan, herkes gibi olmak mı? Herkese benzemek mi? Özgünlüğünü kaybetmek mi? Doğru olan, herkesin istediğini yapmak için şekilden şekile girip, bambaşka biri olmak mı?

Hayat her ne kadar herkesin kendi rolünü oynadığı dev bir tiyatro olsa da, karaktere vereceğiniz hayat sizin hayatınız. Rol ile özünüz ne kadar birbirine yakınsa, hayattan alacağınız haz da o kadar fazla olacaktır.

Başarı nedir, mutluluk nedir, güzellik nedir, iyilik nedir, kötülük nedir, çirkin nedir, başarısızlık nedir iyi düşünün. Bunların herbirinin tanımı size ait. Toplumsal beklentilere, sosyal normlara değil…

,

Comments

Leave a comment