Kendini Nasıl Tanırsın: Çevre

Size yakın insanlardan kimlerin hayatında olmak istersiniz? Onların hayatına nasıl bir damga vurmayı dilersiniz?

Ne sıklıkla insanlara içinizi dökmek, en derin duygularınızı paylaşmak istiyorsunuz?

Bir süredir sakladığınız, içinize attığınız bilgilerin yaratacağı negatif etkilerle nasıl başa çıkmayı düşünüyorum?


Kendimizi tanıma serüveni boyunca, kendimize dair birçok şey keşfettik. Analiz kadar paylaşmanın, içine atmamanın öneminden bahsettik.

Bir şeyleri içimize atmak, kimseyle paylaşmamak, kafamızda yaşamak oldukça kolay. Bunu siz de farketmişsinizdir. Çünkü paylaşmak; ön yargılarınızı kırmayı, kendinizle yüzleşmeyi, egonuzla savaşmanızı, özgüvenli olmanızı, korkularınızla başa çıkabilmeyi gerektiriyor. İnsan ise doğası gereği, tüm bunları yapmak yerine en kolaya kaçıyor. Peki kolayın bedeli ne?

Bedeli daha çok stres, daha çok öfke, daha çok korku. Bunun sonucu olarak da hayat kalitesinde düşüş, kötü iletişim, yalnızlık hissi hatta ölüm. Evet, strese bağlı olarak hayatınızı da kısaltıyorsunuz. Bana bir şey olmaz diyebilirsiniz. Böylece tüm bu yüzleşmelerden kaçınıyorum da diyebilirsiniz çünkü kendi zindanınızdan hiç çıkmadınız ve özgürlüğün ne demek olduğunu bilmiyorsunuz.

Bu sadece duygular için değil iş fikirleri, etkinlik fikirleri, arkadaşlarınızla ilişkileriniz, olası mutlu bir ilişki için de geçerli. Paylaştığınızda fikriniz çalınmayacak, aksine fikriniz daha da netleşecek. Belki sizle benzer düşünen birini bulup hayata geçireceksiniz, belki de sizi destekleyecek birini bulacaksınız.

Paylaştığınızda arkadaşlarınız ne saçmalıyorsunuz demeyecek. Belki de, o güne uydurduğunuz etkinlik sayesinde çok eğlenecek ve arkadaşlık bağınızı geliştrieceksiniz ya da arkadaşlarınız arasında karizmanız artacak.

Romantik ilişki konusu burada en zor olanı. Reddedilme korkusuyla başa çıkamayan onlarca kişi var. Fakat açılmazsanız, o ilişki hiç gerçekleşmeyecek ya da gerçekçi mi değil mi bilmeyeceksiniz. Belki karşınızdaki de aynı durumda. Sırf adım atmadığınız için gerçekleşmiyor.

Duygularınızı paylaşmaktan korkmayın. Paylaşın ki, yalnız olmadığınızı anlayın. Kafanızda büyüttüğünüzü, abarttığınızı, sorun zannettiğiniz şeylerin sorun olmadığını anlayın. Anlatın ki, fikir alın, çözüm bulun.

En kötü ne olabilir?

Dalga geçilebilir, saçmalıyor olabilirsiniz, rededilebilirsiniz. Peki bu dünyanın sonu mu?

Muhtemelen bugün bildiğiniz duyduğunuz her şeyle dalga geçildi. Metin Hara, Adriana Lima’yla beraber olacağım dese, ne tepki verirdiniz? Peki Roberto Carlos, Sivasspor’da oynayacak deseler? Dünyanın düz olduğu dönemde dünya yuvarlak diyene ne tepki vermişlerdir? Peki işe alınmayan, işten atılan, okuldan atılan, okulu terk eden örnekler?

Kısacası, reddedilmek, istenilen karşılığı bulamamak bu işin doğası. Denemezseniz bilemezsiniz. Hayatımıza milyonlarca fırsat geliyor, sadece birini seçiyoruz. Bu bir fırsat, yepyeni milyon fırsatı açıyor. Öyleyse neden, fırsatları yok sayalım? Neden duygularımızla kendimize bir zindan yaratalım? Neden aslında doğal olan, herkesin bir dönem, bir zamanlar yaşadığı şeyleri ilk defa biz yaşıyormuşuz gibi kafamızda büyütelim ve kısacık hayatımızdan çalalım?

Paylaşmak her anlamda güzel ve önemli.

Tabii ki, paylaşmak demek, çevremizdeki insanları düşünce ve duygu klozetlerine, çöp kutularına dönüştürmek demek değil. Paylaşmak daha çok, karşılıklı bir eylem. Anlamak, anlatmak, empati kurmak ve beraber üstesinden gelmek demek. Elbette, kimisi kolay kendini açarken, kimisi kapalı kutu gibi açılmayı bekleyebilir. Bunun için de, doğru kişilerle, doğru paylaşımları yapmak, paylaşım için en uygun metodu seçmek gerekir.

Eğer kendinize güven eksikliğinden dolayı paylaşmıyorsanız, oturup biray düşünün. En son paylaştığınız ve güzel sonuçlanan şey neydi. Sizi kim daha çok destekliyor fikirleriniz konusunda, kim daha çok anlayabilir? Kendinize karşı acımasız olmayın, kendinizi başkalarıyla kıyaslamayın. Düşüncelerinizin farkında olun. Neden öyle düşündüğünüzü düşünün. Değerlerinizi düşünün. Olası kötü sonuçları da düşünüp analiz edin, onların sizi korkutmasına izin vermeyin.

Yarın öleceğinizi bilseniz, ne umrunuzda olurdu? Muhtemelen hiçbir şey. Sadece geriye kalan zamanınız. Bir de böyle düşünün. Ne zaman öleceğinizi bilmiyorsunuz ama bir gün öleceksiniz. Öyleyse zamanın ne kadar değerli, günlük dertlermizin de ne kadar basit ve yersiz olduğunu düşünün.

Bir de günlük tutun. Zaman zaman okuyun. Tespit ettiğiniz, tekrarlar varsa onlara önem verin.

Vaazı da bitirdiğimize göre bugünü de kapattık.

,

Comments

Leave a comment