‘Macera’ kelimesini duyduğunuzda aklınızda ne canlanıyor?
Macera kelimesi bana ilginç geliyor çünkü herkes için anlamı çok farklı. Benim için bilinmeze yapılan yolculuk. Yani hiçbir sonuç beklemeden, konfor alanının dışına çıkmak.
‘Macera’ kelimesi bende merak ve heyecan uyandırıyor. Atlayıp zıplamak, ‘cool’ olduğu için yapılan aktivitelerden çok; acaba bu sefer ne farklı olacak, ne yaşayacağım, neyi ilginç bulacağım, kimlerle tanışacağım diye düşünüyorum. Peki size hangi duyguyu uyandırıyor? Daha çok heyecan mı yoksa temkinli olma gibi koruyucu duygular mı?
Günün diğer sorusu da şu: Kendinizi ne kadar maceracı olarak tanımlıyorsunuz?(1= maceracı değilim; 5=Fazlasıyla macera düşkünüyüm)
Elbette bu sorunun cevabı da macera tanımınıza bağlı. O nedenle, kendi macera perspektifim için örnekler vermiyorum ki, kendi objektif düşüncenizi sunabilin.
Diğer bir soru ise: Severek gezdiğiniz, gezi arkadaşınız sizin kadar maceracı mı? En hareketli, öngörülemez gezilerinize kiminle gidiyorsunuz?
Peki en iyi heyecanlı 5 yerel ve uluslararası geziniz hangileriydi? Sizi bu kadar heyecanlandıran neydi?
Gezilerinizi maceraya çeviren genelde siz mi oluyorsunuz yoksa başkaları mı?
Son altı ayda ne gibi maceralar yaşadınız? Bu tecrübeleriniz sizinle ilgili nasıl fikir veriyor?
Arkadaşlarınız sizin fikirlerinize ve macera arayışınıza ortak oluyor mu? Onlarla nasıl hissediyorsunuz?
Biraz soru bombardımanı oldu ama hepsini peş peşe yazmak istedim. Bir sonraki yazıda, macera arayışının günlük hayat üzerindeki etkisi üzerine daha çok konuşacağız ama dikkat ettiyseniz, sorulan sorular hayatınızla ilgili de fikirler veriyor. Çok muhtemel olarak düşüneceğiz şeyler:
- Macera mı? Ay başımıza bir şey gelirse
- Amma sıkıcıymışım meğer
- Diğerleri çok sıkıcı, beni anlamıyorlar
- Arkadaşlarım ve ben çok ‘cool’ uz.
- Millet neler yapıyor, ben hiçbir şey yapmamışım,
Aslında geziler, tatil, tatil ekürileri size kendinizle ilgili, bazen kabulenemediğiniz, bazen de kendinizle ilgili bilmediğiniz, kendinize söylemeye çekindiğiniz birçok bilgi veriyor.
Macera konusunda kendinize sorduğunuz sorular sayesinde hem günlük yaşamınızdaki sorunları görmeniz de pek mümkün. Belki sürekli bir heyecan arıyorsunuz ama günlük hayatınızdaki monotonluk sizi bunaltıyor. Belki arayışlarınızla ilgili muhattap bulamayorsunuz ve yalnız hissediyorsunuz. Belki de, konfor alanınızın dışına çıkmaya korktuğunuz için, hayatınızda birçok konuda kapana kısılmış hissediyorsunuz ya da birçok imkanı kaçırıyorsunuz, verdiğiniz her kararda aynı garanticiliği, ürkekliği koruyorsunuz.
Kendi adıma konuşmam gerekirse, yaptığım gezilerde birçok şeyle karşılaştım. Kimi zaman bilinmezden korktuğumu, kimi zaman ise gözüm kapalı atladığımı gördüm. Geziler sayesinde özgüvenim arttı. Artık dünyanın her yerinde, herhangi bir koşulda yaşayabileceğime eminim. Yani en kaybetmiş halde bile, kendi yolumu bulabilirim.
Gezilerin diğer faydası ise, hem beraber gezdiğim, hem de yolda tanıştığım insanlar oldu. Onlar sayesinde ne tip insanlaral daha iyi anlaştığımı, anlaşabileceğimi, tam olarak ne aradığımın farkında daha çok vardım. Bunu normalde de yapabilirsiniz elbette, ama konfor alanınızın dışınıza çıkmadıkça bunu başarmak zor. Çünkü hem çevremiz, hem sosyal medya hem de ikisinin ortak kümesi bakış açımızı da daraltıyor. Kendi doğrularımızdan uzaklaşıp, sunulan bir gerçekliğe kendimizi itiyoruz. Halbuki biz de dünya da bundan çok daha fazlası.
En basit örneği, üniversite sınavı. Herkesin doktor, mühendis, avukat, mimar olduğu bir ülkedeyiz. ‘Title’lar önemli, prestijli isimler önemli. Aklımıza başka bir şey gelmiyor. Bunların dışında kalan her şey ‘işsizlik’ olarak algılanıyor. İstersen her şey olabilirsin diye anlatılırken, büyüdükçe her şey tanımı birkaç şeye dönüşüyor. Buna karşı çıktığınızda, gelişmiş ülke değiliz deniliyor ama aslında gezdikçe farkediyorsunuz ki, gerçekten seçenekler çok fazla. Olay gelişmişlikte değil, mentalitede.
Benzer şekilde ünvanlar bizim için çok şey ifade ediyor ama faerkediyorsunuz ki, dünyanın her yerinde farklı normlar geçerli. Sizin egonuz sadece kişisel konfor alanınızın içinde geçerli. Kendi ülkende ‘bey’, ‘hanım’ olmak önemliyken, diğer yerlerde hiçbir anlam ifade etmediğiniz görüyorsunuz.
Başka bir örnek de, güzellik konusu. Bir yerlerde insanlar tüm vücudunu baştan yapmak için sıraya girerken, diğer yerde doğallığın güzelliğini keşfediyorsunuz.
Aynısı politika için de geçerli, bir tarafta dünyanın tüm kötülüklerini yaşadığınızı zannederken, diğer tarafta insanları gördüğünüzde önceliklerinizin ve egonuzun aslında ne kadar yersiz olduğunu farkediyorsunuz. Ya da tam tersi, kendinizi dünyanın merkezi ve lideri zannederken, diğer tarafta sizinle igili en ufak bir fikirlerinin olmadığını görüyorsunuz.
Kısacası, konfor alanızından çıktığınız an, özünüze daha çok dönüyor; daha çok kendiniz olabiliyorsunuz. Çevre etkisiyle kendinize çizdiğiniz sınırlar değil, o sınırların ötesinde yüzleştiğiniz şey aslında benlik dediğiniz.

Leave a comment