Corona, 2020 and Humanity

2020 bomba gibi basladi.

Iran-Amerika krizi, Avustralya yangini, depremler, seller, volkan patlamasi, kanli veagresif protestolar, yeni mülteci krizi ve sonunda COVID-19

Bu sorunlarin hepsi tüm dünyayi etkilese de, sadece corona genel bir panik yaratti. Bu yüzden de, yazinin devaminda corona üzerinden konusacagim.

Corona bize ne anlatiyor?

Bence alinacak en büyük mesaj dünyanin degismesi gerektigi. Yarattigmiz sistem, bakis acimiz, yasam stillerimiz her sey degismeli. Artik dünyanin herhangi bir yerindeki bir problem, tüm insanligi etkiliyor. Dogal olarak 21.yy daha cok probleme, daha cok krize gebe. Bugün mülteci krizini, ‘ülkesinden kacan, savasmayanlara’ bagliyoruz fakat o sorun cözülse bile bu göc dalgalari bitmeyecek. En iyi ihtimalle, insanlar sicaktan, iklim kosullarindan kacacaklar, susuzluktan kacaklar ki, bu cok haberimiz olmasa da halihazirda gerceklesen bir olay. Özellikle su problemi, yakin gelecekte Türkiye’yi de fazlasiyla etkileyecek.

Dogal olarak artik eski ideolojileri,. bakis acilarini birakip, yeni bir dünya medeniyetine dogru yol almaliyiz. Gecmisi, egolarimizi, hirslarimizi, mücadelelerimizi birakip; tüm dünyayi tek bir bütün olarak degerlendirmeli, bu sekild edegerlendirilmesini talep etmeli ve farkliliklarimizi kültürel zenginlik olarak korurken; herkesin aslinda insan oldugunu ve ayni dünyanin, ayni medeniyetin bireyleri oldugunu hatirlamaliyiz. Dolayisiyla daha cok ekonomik birlik, daha cok küresel is birlikleri, küresel egitim sistemi, küresel saglik sistemi ve en önemlisi küresel ortak bir dil. Cünkü insanoglu cok akilli bir varlik degil. Farkliliklari yenmenin en iyi yolu, egitilmeleri, birbirlerini tanimalari ve alismalari.

Tekrar coronaya dönersek benim dikkatimi ceken noktalar sunlar oldu:

  1. Sosyal Medyanin Yanilticiligi

Insanlar yarim yamalak bilgilerle aninda kutuplastilar. Virüsü ciddiye alanlar, almayanlar, bu virüs yapay ve biyolojik silah diyen paranoyaklar, firsatcilar, lincciler.

Sosyal medya yüzünden, özellikle genc bireylerde inanilmaz bir ciddiyetsizlik var. Ciddiyetsizlik kültürü virüs gibi sarmis ortaligi ve okumayan, arastirmayan coluk cocuk bu cöplüge katki sagliyor. Yalan yanlis bilgiler yayiyor ya da tüm olan biteni oyun zannediyor.

Dünyanin yasadigi onlarca sorundan habersiz olduklari icin de, cok kisi ölmedi ya da sadece yaslilar ölüyor diyebilecek kadar vurdumduymaz olabiliyorlar.

2. Virüs Irkciligi/Ayrimciligi

Bu da virüs ortaya ilk cikmasiyla basladi. Cinlilerle ilgili bircok video ortaya cikti. Virüsün kaynagi diye lanse edildi ve dünyanin dört bir yanindaki cinliler aninda dislandi. Kültürleri, yemekleri, aliskanliklari her sey inanilmaz ön yargilarla elestirildi ve hatta nefret olustu. Halbuki milyar nüfuslu ülkenin belki de milyonda biri olan örnekler bunlar. Benzerlerini her yerde, her kültürde bulmak mümkün.

Virüs dünyaya yayilinca da baska bir sorun ortaya cikti. Örnegin, italya’da bulunan ve ülkesine dönen bireyler test edilmesine ragmen dislandilar. Arkadaslari, yakinlari bile onlardan uzak durmaya basladi, hastalikliymis gibi davrandi. Hatta bu ön yargi o kadar ileri gitti ki, sanki virüsün nedeni o kisiymis gibi davranildi. Tüm bunlar yapilirken ayni bireyler, ülkelerinin hicbir önlem almamasina ise kayitsiz kaldilar. Türkiye icin konusursak, konusulan rakamlara inanmak icin aptal olmak gerekiyor.

Gercekten de aptal olunmali ki, insanlar okullarin kapatilmasi ve egitimin ara verilmesine tatil diye seviniyor, aliskanliklarindan vazgecmiyor, günlük yasantilarina ayni sekilde devam ediyorlar. Toplu tasimalar, kafeler, restoranlar yine agzina kadar dolu. Bunlar yetmezmis gibi bir de firsatcilar ortaya cikiyor. Virüs degil ama cehalet öldürür.

3. Kriz Yönetimindeki Basarisizlik

Bu konuda tüm dünya sinifta kaldi bence. Hem halkta panik yarattilar, hem yapilan karantina uygulamalari birbiriyle fazlasiyla celiskili, hem isin ciddiyetini kimseye anlatamadilar, hem de kimse ne yaptigini bilmiyor.

Bu yüzden de, bir yandan egitime ara verilirken, öte yandan bircok insan isine gitmeye devam ediyor. Bircok mekan acik ve dolu. Bircok insan ülkesine dönemiyor ve farkli ülekelrde mahsur kalmis durumda.

Halen daha hicbir ülke gercekten isin nereye gidecegini, bu isin nasil cözülecegini öngöremiyor. Herkesin yaptigi sey, yaz gelmesini ve virüsün etkisini azaltmasini beklemek ve o arada bir ihtimal asinin gelistirilmesi. Yoksa hicbir saglik sisteminin bu capta bir salginla mücadele etme ihtimali yok.

4. Insanoglunun Aptalligi

Sunu gördük ki, insanlar sert yasalar, kurallar ve baski olmadan kendi hayatini bile korumaya aciz. Dünyanin her yerinde durum ayni. Daha ciddi bir salgin ve felaket olsa, dünyada saglam insan kalmaz. Gecmisteki milyonlarca kisinin öldügü salginlarin da, büyük ölcüde aptalliktan oldugunu düsünüyorum. (Tabii ki bugünkü kadar iletisim ve teknoloji yok. Bunun da etkisi yadsinamaz.)

O kadar aptal ki insanoglu, Bu capta bir salginda bile, isi gücü birakip birbiriyle tartisabiliyor. Yukarida da yazdigim gibi, virüs yapay mi degil mi, siyasi mi diye tartisabiliyor; virüsü dini inanclariyla bagdastirabiliyor; asiya sadece zenginler ulasabilecek paranoyasi yasabiliyor, yasli nüfus bilerek ölüme terkediliyor yorumu yapabiliyor ya da virüs üzerinden cikar savasina girebiliyor.

5. Insanin yagmaci ve bencil dogasi

O kadar yüzyillar gecmesine ve binlerce yildir topluca yasamamiza ragmen; halen daha temel icgüdülerle yasanilmasi beni her zaman sasirtiyor. Herkesin kendini kurtarma istegi, hayatta kalma dürtüsü anlasilabilir ama zengininden fakirine, egitimlisinden egitimsizine market yagmalama kültürü gercekten ilginc.

Bunun sebebi ölüm korkusu olabilir mi diye düsünüyorum? Ölüm korkusu ise gercekkten ölmekten korkmak degil, kaybetmekten korkmak. Yani kendi yarattigimiz degerlerin, materyalist dünyanin bir sonucu. Insanlar bulunduklari konumu, standardi, Konforu kaybetmektne korkuyor. Bunu yaparken de, önemsedikleri sey sadece kendileri.

Bunun tersi de mevcut. Virüsü önemsemeyenler…

Gecenlerde bir arkadasim, “ölmekten korkmuyorum. Virüs de umrumda degil Neden bu kadar abartiyorlar anlamiyorum?”

Bu bakis acisi da, ayni bencilligin ürünü. Olayi büyüten ölüm oranlari, ölüm korkusu degil ki, bilinmezlik.

  • Virüsün nelere yol acacagi, neye evrilecegi, nasil etki edecegi, gelecekte nasil karsimiza cikacagi bilinmiyor,
  • Ne zaman tedavi edilebilir olacagi bilinmiyor
  • Ekonomik ciktisi ne gibi sosyal ve politik sonuclar doguracak bilinmiyor
  • Asi ciksa bile ne kadar insana ulasabilecegi, ne akdarina ulasamayacagi bilinmiyor. Belki de doktorlar kimin yasamasi gerektigine, kimin yasamamasi gerektigine karar vermek zorunda kalacak ve ölüm karari verdikleri insanlar agir hasta da olmayacaklar.
  • Saglik sistemlerinin ne kadar yogunluga dayanabilecegi bilinmiyor.

Özetle bunun adi sorumsuzluk ve bencillik. Sen hayati sevmeyebilirsin, ölmekten de korkmayabilirsin ama her durumda hem korkanlara, yasama arzusu olanlara hem de gelecek nesillere karsi sorumlusun.


Uzun lafin kisasi, dünya degismek zorunda.

,

Comments

Leave a comment