Oncelikle noktayla baslayalim. Basit bir tanimla, yer ya da konumdur. Boyutu, sekli yoktur. Dogru ise her iki yonden sonsuza kadar giden, tek boyutlu noktalar kumesidir. (Ilkogretim matematik kitaplarina gore). Bir noktadan ise sonsuz dogru gecer. Yani bir konumda tek bir dogrudan bahsedemeyiz. Dogrunun kendisini de olcemeyiz. Uzunlugu ya da genisligi yoktur. Ancak dogru parcalarini olcebiliriz, belli konumlarda kumelenmis noktalar butununu. Peki bu tek midir? Kesinlikle hayir. Sadece bizim sectigimizdir. Sonsuz noktanin ve dogrunun icinde, secip, olctugumuze inandigimizdir aslinda.
- ‘ Bir ucundan öbür ucuna kadar yönü değişmeyen, eğri ve çarpık karşıtı’. Peki kime gore?
- ‘Gercek ve yalan olmayan’
- ‘Akla, mantığa, gerçeğe veya kurala uygun’
- ‘Gerçek, hakikat’
- ‘matematik İki nokta arasındaki en kısa çizgi’
Peki kime ve neye gore? Herkesin kendine gore dogrulari olamaz mi? Herkes tarafindan dogru kabul edilen gercekten dogru mudur ornegin? Yoksa ilkogretimin sonun kadar ogrendigimiz matematik gibi, sifir en kucuk sayi degil midir mesela? 1 ile 2 arasinda sonsuz sayi var midir? Dogru olarak kabul ettigimiz aslinda cok kucuk bir kabullenme olabilir mi?
Basit bir ornek ele alalim. Oldurmek yanlis midir dogru mudur? Yanlistir dediginizi duyar gibiyim. Peki olduren acisindan dusundugunuzde, gercekten oyle midir? Kamu baskisindan ve ceza alacak olmasindan dolayi katil genelde pismanim der. Fakat bu o asamaya gelene kadar, yuzlerce hakli neden belirledigi gercegini degistirir mi? Pismanim bile derken, icinde ‘hakkediyordu’ gecmez mi mesela?
Ayni soruyu sokakta soralim. Yuksek yogunluk, oldurmek yanlistir diyecektir. Peki her birinizin kafasinda, imkan olsa yasamasini istemediginiz insanlardan olusan bir liste yok mu? En azindan 1–2 kisi. Hayatinizin bir doneminde yalandan ve mecazi bile olsa kimseyi oldurmeyi dusunmediniz mi ya da birilerine seni oldururum demediniz mi?
Sokaktaki cevaplara geri donelim. Oldurmek yanlis midir? Evet. Ayni soruyu baska sekilde soralim, ‘Ordu bir ulke icin gerekli midir?’ Cevap yine evet. Dunya uzerinde her ulkenin en guclu kurumu, oldurmek uzere egitilmis insanlardan olusuyor. Bu kurumun psikologlari, oldurmek istemeyen uyelerine hasta gozuyle bakip, oldurmesi icin, savasmasi icin telkinlerde bulunuyor, ‘tedavi ediyor’. Milyonlarca dolar, euro, tl buraya akiyor. Bunun uzerine sanayiler kuruluyor. Bu kurumun mensubu olmak, orada gecici de olsa gorev yapmak erkeklik sayiliyor. Tersi ise korkaklik. Kimi ulkelerde bu onur meselesi haline geliyor. Insanlar bununla gurur duyuyor. Sinir otelerinde olduren askerini goklere sigrimazken, oldurulenleri sayiyla ifade ediyor. Oldurmek yanlis midir sorusuna ise, evet diye cevap veriyor ayni insanlar.
Benzer sekilde her gun binlerce hayvanin oldurulmesine, binlerce agacin yok edilmesine ‘ihtiyac’ olarak bakiliyor.
Bunlarin gerekliligi ayri bir konu ama ‘dogru’ goruldugu gibi gorece bir kavram. Insan beyni son derece kusurlu. Hayatta kalma refleksi diyebilirsiniz, beynin en kolayi secmesine, kusur da burada. Kendinizi her seye inandirabilirsiniz. Bir katilin oldurmek icin onlarca neden bulmasi gibi, askerlerin oldurmek uzere egitilmeleri ve bunun gerekliligine tamamen inanmalari gibi, kendini vatansever/milliyetci olarak tanimlayan birinin bircok seyi ‘vatan’ kelimesi ile aciklamasi gibi, siyasi ideolojilere saplanan ve bunun ugrunda kendini harcaya insanlar gibi, futbol fanatiklerinin takimlarinin durumuna gore psikolojilerinin degismesi gibi…
Ornekler uzatilabilir.. Onemli olan nokta, beynimizin bu kusurunu lehimize cevirebilmemiz. Bu kusurlu yapiyi kandirabilmemiz. Hayatimizda bir seyler degistirmek istedigimizde, motivasyon sorunu yasadigimizda, kendi kendimize limitler koydugumuzda, zaman zaman basarisiz oldugumuzda, problemlerle karsilastigimizda bunu hatirlayabilmemiz. Onemli olan nokta bu.
Basari hikayelerini zaten her gun okudugunuz bloglardan biliyorsunuz. Isin ozu ise, her seyin kendimizde bittigi, kendi sorumlulugumuzu alarak, kendi kendimizi her seye ikna edebilecek olmamizda. Bloglarda aradiginiz mutlulugun kaynagi da burada aslinda. Hayat pozitif degil, hayat mutluluklar butunu degil, hayat toz pembe hayallerin gercek oldugu bir dunya degil. O gordugunuz gezginler; ac kalmayi, hastalik kapmayi, zaman zaman olumu bile goze almis insanlar. O basarili insanlar, basari yolunda gece gunduz calisan, kimi zaman ailesini, sosyal hayatini hatta sagligini bile gozden cikarmis insanlar. O rock starlar, hayatinin tamamini inisler ve cikislarla geciren insanlar. O dunyanin ozendigi futbolcular, hayatlarinin her dakikasini olcup bicerek, duzen icinde yasayan, sokakta yururken hatta evde dolasirken bile her dakikalarini dusunmek zorunda olan, hata yapma luksu olmayan ama hatalarindan da ders almasini bilen insanlar. O yazarlar, saatlerini okumaya ve yazmaya ayiran, bu haftasonu napiyoruz diye dusunmeden sayfalar arasinda kaybolmus insanlar.
Hayat problemlerin, acilarin, tecrubelerin, hatalarin butunu; calismanin, eforun, cabanin urunu. Her gun takip ettiginiz basari hikayelerinin, gezgin hikayelerinin ardinda da bu sakli.
Mutluluk dediginiz sey sahilde bira icmek, manzaraya karsi kahve icmek, kumsalda uzanmak, degil. Mutluluk dediginiz sey karsilastiginiz problemleri cozume kavusturmak, sonunda bu cozumden haz duymak ve bir sonraki probleme gecmek icin guc toplamak. Insanoglunun tum yasami bu aslinda. Problem yaratip, problem cozmek. Bunu yapmak icin de, kendine yeni dogrular uydurup, ona inanmak.

Leave a comment